Mücü’nün Çamlıhemşin Macerası July 31, 2008
Bir foto makale…
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
Bir foto makale…
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
Geçenlerde yeni bir keşifte daha bulunduk… Eddie Izzard. Aslında kendi pek yeni sayılmaz, hatta hiç yeni değil: 1962 doğumlu. Ailesi iş gezisindeyken Yemen’de doğan İngiliz komedyen ilk kez 1993 yılında tek kişilik komedi rutini ile Londra’da sahneye çıkmış. Alışılmışın oldukça dışında bir stili olan Izzard, sahneye kadın kıyafetleri ile çıkıyor ve bir travesti ya da kendi deyimi ile “erkek lezbiyen” olduğunu şovunda da söylüyor. Kısa sürede beğeni toplayan ve iki Emmy ödülü kazanan Izzard 1994 yılından beridir oyunculuk kariyerini de sürdürüyor.
Aslında biz kendisini ilk kez “The Riches” isimli yeni jenerasyon bir komedi / dram dizisinde tanıdık. Izzard, üst sınıftan zengin bir Amerikan ailesinin hayatını süren kaçak bir çingene aile babasını oynuyor dizide. Ben oldukça neşeyle izledim dizinin büyük bir kısmını; araya başka şeyler girince koptum ama dizideki eşi Minnie Driver ve genç yetenekler ile birlikte başarılı bir ekip oluşturdukları kesin. Sıradışı konusu ve alışılmadık espri anlaşıyla dikkat çekiyor The Riches.
Daha sonra stand-up şovları arasında dolanırken Eddie Izzard: Dress To Kill ismi ve de kapağı dikkatimi çekti. Zira şovlarının feminen ve frapan görselleri hakikaten dikkat çekiyor! The Riches dizisi ile bağlantıyı daha yakından bakınca farkettim. Oyunculuğunu beğendiğimiz bu arkadaşın sıradışı stand-up şovlarına da şans vermeye karar verdik. Sonuç çok tatmin ediciydi! İlk seferinde anlamamız biraz zaman aldı; çünkü feminen kıyafetlerine rağmen Eddie Izzard’ın duruşu, sesi ve tavırları oldukça maskülen. Görünümünden bağımsız olarak Izzard’ın stili oldukça özgün ve ilginç geldi. Hızlı ve laftan lafa atlayan konuşma şekli ile zeki espri anlayışı; ve özellikle doğal ve içten tavrı oldukça etkileyici. Sonuçta neredeyse tüm şovlarını izlemeye kadar vardı iş (bazı kötü kayıtları elemek zorunda kaldık).
Ocean’s Twelve, Ocean’s Thirteen, The Chronicles Of Narnia gibi mega Hollywood prodüksüyonlarında da yer alan Izzard başarılı bir oyuncu olduğu kadar ve hatta belki daha iyi bir şovmen! Sonuçta komedide farklı renk ve çeşit arayanlar için Eddie Izzard yerinde bir seçim bence.
Serdar’ın Mutant Chronicles filmi ile ilgili yorumları… beraber izledik ama ben onun kadar beğenmedim açıkçası. Daha başarılı çizgi roman adaptasyonları var sinemada. Bana göre ortalarda bir yerde kalıyor. Yine de zevkler ve renkler…
http://www.sinepil.org/yazi/the-mutant-chronicles
Dün gece son dakika pası ile (burdan Selçuk’a teşekkürler) Lenny Kravitz konserindeydik. Her ne kadar trafik faciası nedeni ile 1 saat kadar geç kalsak da Lenny abimizin de aynı sebepten dolayı gecikmesinden sadece yarım şarkı kaçırmış olduk!
Konser çok keyifliydi… hele bir de kalabalığa karışmadan arka ve yanlardan elde içkiler rahat rahat izleyince daha zevkli oldu. Lenny çoğunlukla eski ve bildik şarkılardan çaldı; biz de eşlik etme fırsatı bulduk. Abimiz siyah beyaz kombili kıyafeti ile çok havalıydı. Bir gitara bir piyanoya geçip sonlara doğru da kalabalığın arasına karışınca seyircinin kalbini kazandı! Sahnedeki diğer müzisyenler de çok yetenekliydiler… grubun tümü sahnede evlerindeymişçesine rahatlardı. Tüm soloları keyifle dinlettiler. Sedece bis için geri döndüğünde Lenny’nin tek şarkı ile hevesleri kursaklarda bıraktını söyleyebilirim. Keşke bir iki tane daha olsaydı dedirtti.
Kuruşeçme Arena’nın zemininin yetersiz eğimi yine sohbet konusu oldu… adam gibi bir eğim verseler bi yanda boğaz bi yanda yeşilliklerle mükemmel bir konser alanı olacak dedik yine! Ayrıca aşağıdaki WC kuruğu fotoğrafına dikkatinizi çekebilirim… hızlı ilerlediğini ve eskisine göre epey iyi olduğunu söylemeliyim. Ulaşımı denizden yapmak çok daha pratik olmasına rağmen elimizde olmayan gecikmeler bizi tekerleklere mahkum edince trafiğin esiri olmamız kaçınılmazdı. Ama dönüşte otoparktan çıktıktan sonrası daha rahattı…
Ara sokaklardan kendimizi Cihangir’e atıp orda bi konser sonrası değerlendirme toplantısı yaptık!!! Hafta içi gece sekmelerinden uzak kalmış insanlar olarak oldukça iyi performans sergilediğimizi düşünüyorum açıkçası!
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
Bursa’daydık haftasonu… bebek ziyareti! Önce Grena’nın ofise uğradık; ordan nefis bir köfte ziyafeti sonrası (fotoğraflardaki göbeklere dikkat!!!) bebeğimizi gördük. Henüz 7 haftalık kendisi… buyrun fotolar!
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………![]()
![]()
Haber grubunda gördüm bu mektubu.. paylaşmadan edemedim. Yurdumun köylüsü teknoloji ve yan etkileri ile savaşmak için neler yapmakta! Malatya’nın bir köyünden Vodafone’a yazılmış bir mektup. Doğru mudur değil midir bilmiyorum ama okuyun derim… çok neşeli yahu!
Gülbin bir günlüğüne İstanbul ziyareti yapınca buluşmaya bahane oldu… Mekan: Cihangir; zaman: gece ve ötesi; ekip: Gülbin, Ebru, Serap, Mark, Akgün, Hakan ve bendeniz (sondaki yeşil şalvar)…