Taken
Taken… film yorumu… by baykush
Pearl Jam’in efsane basçısı Jeff Ament’in solo albümü Tone eylül ayında raflarda olacakmış… 12 yılda biriken albümün oluşumunda Richard Stuverud ve Dug Pinnick’in katkısı da varmış.
İçindekiler:
1. Just Like That
2. Give Me A Reason
3. Bulldozer
4. Relapse
5. Say Goodbye
6. The Forest
7. Life of a Salesman
8. Doubting Thomasina
9. Hi-Line
10. The Only Cloud In The Sky
Uzun zamandır direniyorduk… direncimiz kırıldı!
Aslında dizi takibi konusunda oldukça sistematik ve de sadık seyirciler sayılırız… başladığımızı genellikle tamamlarız. Ama arada takip etmekten vazgeçtiklerimiz de olmuyor değil. Bunca dizinin televizyon dünyasını ele geçirdiği, neredeyse sinemadan daha çok ilgi gördüğü bu son yıllarda “Prison Break” uzun süredir pek çok insanın dilinde. Fakat takip ettiğimiz dizi sayısının artışından ve de takıntı derecesine varabilen “peki şimdi ne olacak” duygusunun kafa karıştırıcı sayıya ulaşmasından korkarak uzun süredir bu popüler diziyi repertuarımıza almamak için direniyorduk.
Yanlış yapmışız! Orijinal konusu, sürükleyici ve heyecanlı senaryosu ile kesinlikle takip etmeye değer bir dizi “Prison Break”. 2005 yılında yayına başlayan, başrollerinde Wentworth Miller, Dominic Purcell, Sarah Wayne Callies, Amaury Nolasco’nun yer aldığı dizi şimdiye kadar 3 sezon tamamladı. Büyük bir entrikanın ortasında, masum olduğu halde idama mahkum edilen abisini kurtarmak için daha da çetrefilli bir plan yapan Michael’ın kendini tutuklatması ile başlayan hikaye her bölümde daha da karmaşıklaşıyor.
Biz henüz ilk sezondayız ama hızla ilerliyoruz! Macerayı seven her izleyciyi kolayca ekran başına kitleyebilecek bir dizi “Prison Break”. Ayrıca süper kahramanların ve bilim kurgu karakterlerin ekranları işgal ettiği bugünlerde gerçeğe daha yakın tipler görmek insana iyi geliyor. Konusu ile diğer dizilerden farklılaşan, oyunculukları ile de tatmin edici bir dizi… henüz takılmamış olanlara tavsiye ederim. Eskilerden birini bırakmak pahasına!
Soundgarden üyeleri tekrar birarada… atıştırmak için! Eski grup üyelerinden KimThayil’in çalıştığı tatlıcıda meydana gelen tesadüfi buluşma hayranlara pek ümit vermemiş ama eğlenceli bir randevu olmuş!!!
04/08/2008 - New York, NY - Eddie Solo
Setlist: Walking the Cow, Trouble, Around the Bend, I Am Mine, Dead Man Walking, I’m Open, Man of the Hour, Sometimes, Set Forth, No Ceiling, Guaranteed, Far Behind, Rise Up, Millworker, Soon Forget, Goodbye, I Used to Work in Chicago, Walk Hard, Drifting, Hide Your Love Away, Porch
Bis 1: Wishlist, Let My Love Open the Door, Society, Masters of War, No More, Arc
Bis 2: Hard Sun
Imax deneyimimiz:
İstinye park imax’te I sırasının tam ortasından seyrettik… Şöyle söylemek lazım: bu Imax’te ne seyretsen normalin en az 3 katı bir etki yapıyor. The Watchmen jeneriğini geçen hafta başka filmden önce izleyip, buna da gelinebilir demiştik. Bu sefer izlerken gözbebeklerimiz açıldı ve mutlaka burda gelmek lazım dedik! Bu geniş perde olayı hakikaten başarılı birşeymiş. Mümkünse tüm sinema deneyimleri böyle olmalı kanımca… Yalnız önlerden izlemek işkence olur! Mutlaka salonun ortasından geriye doğru oturmak lazım.
Filme gelince… Batman Begins’den daha çok beğendim açıkçası. Mükemmel olmasa da oldukça iyiydi. Beklentileri karşılayan, bitmek tükenmek bilmeyen dozda kovalamaca ve heyecan yaratan bir film. Christopher Nolan batman serilerine bambaşka bir renk, bir lezzet kattı demek kesinlikle yanlış olmaz. Serinin bu filmi sanırım macera ve heyecan dozunda en sivrileni olmuştur. Sadece bazı yakın plan çekimlerde görüntü bulanıklaşıyormuş gibi geldi, nedenini tam anlayamadım. Ama aksiyon kısımları hem inanılmaz sürükleyiciydi, hem de geniş ekranın en etkili olduğu bölümlerdi.
Heath Ledger hakikaten kelimenin tam anlamı ile hayatının rolünü kesmiş… bir Oscar destanı olabilir bu arada! Ölmüş birine verilmesi pek rastlanılır birşey olmasa da, hele bir de aşırı doz olayı olunca… zor ama mümkün.
Bu arada fiyat olarak öyle büyük bi farkı yok imax sinemanın (izleyici açısından); dolayısıyla kesinlikle paranın karşılığını almışsın hissi ile ayrılıyorsun salondan…
Özetle güzeldi… evde seyretmek yazık olur. Kaçıranın da dünyası kararmaz o ayrı!
Ray LaMontagne… buğulu bir ses ve sakin folk tınıları. Meraklılarına yeni keşfimi gurula sunarım!
1974 doğumlu Amerikalı şarkıcının ilk iki albümü Trouble ve Till The Sun Turns Black’ten sonra bu sene Gossip In The Grain’i yayımlıyor. Folk altyapısı ve melodileri üzerine dokunmuş duygulu sözler ve derin bir ses ile klasik flok müziğinden uzak, daha modern bir duruşu var bu kendi halinde abimizin.
Ray’in şarkılarından bir kısmını Myspace sayfasından dinleyebilirsiniz.