House Is In The House!
House, M.D. dizisinin fanatik olmayan bir takipçisiyim diyebilirim. Televizyonda rastladığımda bırakmadan izlerim ama yayın saatlerini ezberleyip takip etmem doğrusu. Hugh Laurie’yi diziden önce de severek izlemişliğim olmasına rağmen; bu ekiple (ki zellikle senaryo ekibini tebrik etmek lazım) harikalar yarattığını anlamak için rayting rakamlarını ya da aldığı ödülleri saymaya gerek yok… bir iki kere izleyen “Bu da ne yahu böyle” diyiveriyor zaten! Belki ortada “Lost” ya da “Fringe” gibi büyük bir enigma olmadığından, belki çoğunlukta olan komedi / sit-com kalıplarına girmediğinden, belki de tıp odaklı dizi geleneğinin ilk örneği olmamasından dolayı o kadar çok medyatik olmuyor. Fakat “House” ince ince derinden kanınıza giriyor.
İşte böyle benim de kanıma girdiğinin tam farkına varmamıştım ki… 6. Sezonun ilk bölümünü izleme şerefine nail oldum. Geçen sezon sonunda kendini akıl hastanesine yatıran kahraman/kötü adam doktorumuz, bu sezon gözlerini burada açıyor. Hastane koridorlarında House’un oyunlarını ve entrikalarına alışık olan seyirci için tam bir ziyafet! Bu sefer oyuncular akıl hastaları ve hastane çalışanları… tabi hal böyle olunca durumlar normalden daha matrak ya da daha hüzülü olabiliyor! Kısaca 6. sezonda bölüm kaçırmayacağım sanırım!!!
