Kraliçe Lear
Dün gece Kenter Tiyatro’sunda “Kraliçe Lear” izledik… Eugene Stickland’ın yazdığı ve Yıldız Kenter’in sahneye koyduğu oyunun konusu kısaca şöyle:
“Kraliçe Lear”, sanatın, özellikle de insan yaratıcılığının, yaşamın getirdiği tüm kayıpların bir noktada üzerinden gelebilmesini anlatıyor. Yaşlanmak ve bunun çeşitli bedelleri, kuşaklar arası çatışma, şuur ile deliliğin arasındaki sınırın inceliği ve kaypaklığının anlatıldığı oyun üç karakterden ibaret.. Yaşlı bir oyuncu olan Jane, ona ezberde yardıma gelen liseli genç kız (Heather), ve çellist. Çellist ve ezgileri zaman zaman eski Yunan tiyatrosunda koronun gördüğü işlevi yükleniyor, zaman zaman da yaşlı oyuncunun bir çeşit “alter ego”su oluyor. Oyunda yaşlı oyuncu Jane’nin çalıştığı ve Shakespeare´in en önemli dört tragedyasından biri olan “Kral Lear” ile iç içe geçen Kraliçe Lear´da da yaşlılığın onulmaz bedelleri tema olarak Kral Lear´ı yansıtıyor.
Oyunla ilgili daha fazla bilgiyi BURADAN okuyabilir, Kenter Tiyatrosu’na bilet almak için BURAYA bakabilirsiniz.
Benim kişisel fikrim ise… Tek perdelik oyun oldukça iyi yazılmış olmakla birlikte metin olarak yenilikçi veya sarsıcı sayılamaz. Memnun olmakla birlikte büyüleci olduğunu söyleyemeyeceğim. Fakat sahnede 61 yılını doldurmuş olan Yıldız Kenter’in performansı için tam anlamıyla harika denilebilir. Oyunu inanılır kılan ve de seyirci ile farkettirmeksizin derinden bir bağ kuran usta oyuncuyu ayakta alkışlamamak mümkün değil. Zamana meydan okuyan fiziksel performansının çok daha ötesinde, oyunun temel duygusunu kendi varlığı ve birikimi ile yansıtıyor Yıldız Kenter. Oyunun sonunda beklenmedik bir şekilde gözlerimin dolması bu sebepten sanırım. Belki Kenter’e getirilebilecek (pek haddime değil ama fikrimi söylemeden edemeyeceğim) tek eleştri amuda kalkma sahnesi olabilir. Oyunun bütününde çok da gerekli gözükmeyen bu performans biraz da medyanın ilgisini yakalamak, tiyatroya daha fazla seyirci çekmek için yapılmış gibi duruyor. Oyun sırasında da alkış almasını anlamsız bulmakla birlikte; böyle medyatik yollara başvurma ihtiyacının nereden kaynaklandığını anlayabiliyorum. Kısaca “Kraliçe Lear” yaşam & zaman ile ilgili hepimizin kafasında dolanıp duran düşüncelerin sahnede hem keyifli bir yansıması hem de akıllarda yer eden bir iz bırakıyor. Bir de tiyatronun şu daracık koltuklarını yenileseler!
